oyunlar

Fragman


BİR ŞEHNAZ OYUN


Yazan : Turgut Özakman Yöneten : Murat Atak 2014-2015 Tiyatro Sezonu

Oyun Tarihleri :


Özet


“BİR ŞEHNAZ OYUN”

“Güzel hanımlar, zarif beyler... Hoş geldiniz... Herkes yerini alsın, başlıyor gösterimiz. İki perde, tekmili birden... Saz, caz, bando, mızıka, raks, dans, pandomima... Yaşasın müdüriyet... Bir de cabadan ön oyun... Bugün her şey bol kepçe... Ne hikmetse... Sözü özü güzel hanımlar, zarif beyler; sürmeli, gamzeli, işveli, cilveli bir oyun. İnanmazsanız buyurun...”

Diyerek başladı Turgut Özakman’ın yazdığı, Murat Atak’ın yönettiği Alanya Belediye Tiyatrosu’nda“Bir Şehnaz Oyun”…

Oyun 1914 yılının İstanbul’unda Zaptiye Amiri Recep Efendi, yanındaki yaveri Müştak Efendinin, genelevde çalışan Şehnaz’a, Şehnaz’ın da Müştak Efendiye âşık oluşunu konu alan ve Şehnaz'ı kendi meyhanesinde çalıştırmak isteyen Hurşit’in alengirli yollara başvurmasını mizahi ve müzikal anlamda besleyen eğlenceli bir oyun…

Bir operet sanatçısı olmakla övünen, bulunduğu müzikaldeki görevinden memnun olmayan Anlatıcı (Boran Refik), Birinci Dünya Savaşının hemen öncesinde, İt Hurşit’in İstanbul Galata’daki “çalgılı çengili meyhanesine” gideceğimizi söyleyerek oyunu başlatır. “Şanoda, şişman ve kötü sesli bir kadın, kanto söylemektedir.” Tek bir müşteri bile yoktur. İt Hurşit hiçbir şekilde memnun olmadığı, iflasına neden olacağını düşündüğü şarkıcı kadını meyhanesinden kovar. “Daha ilk sahnede oyunun gümlediği” kanaatine varan Anlatıcı, yeni sahne için Galata Zaptiye Amirliği’nde olacağımızı söyleyerek Zaptiye Amiri Recep Efendi’yi takdim eder. Arnavut şivesiyle konuşan Recep Efendi’nin ilk işi Anlatıcıyı oyundan kovmak olur. “Epik nümero” sevmeyen Recep Efendi kendi beğenisine uygun, “babadan kalma bir Osmanlı oyunu” çıkarma niyetindedir. Yanına çağırdığı kâtip Müştak Efendi’ye, kızını kendisine verme kararından ve bunun için annesinin gelip usulen kızını istemesi gereğinden söz eder. İtaatkâr ve terbiyeli bir gençtir Müştak Efendi. Recep Efendi’nin oyun anlayışını “alaturka” bulan Anlatıcı, araya girerek dans sahnesini takdim eder. Dans edecek olanlar oyunun konusu gereği orada bulunan yosmalardır. Oyunun bir fahişe olan Şehnaz kızı anlatacağı dile getirilir. Sahneye giren Şehnaz kendisini tanıtarak seyircileri selamlar. Şehnaz’la görüşmek üzere sahneye giren İt Hurşit, öteki kızları göndermesini ister ondan. Anlatıcıyı da korkutarak sahneden kaçırtır. Şehnaz’dan meyhanesinde şarkı söylemesini istemek için gelmiştir. Kendisini “yıllarca boğaz tokluğuna” çalıştıran İt Hurşit’in yanında bir kez daha çalışma niyetinde değildir Şehnaz. İsteği net bir dille reddeder. İt Hurşit’in “ilk fırsatta derisini yüzme” tehdidini de ciddiye almaz. Operet dünyasına duyduğu özlemi dile getiren Anlatıcı, bir sonraki sahneyi takdim eder: “Üsküdar’da köhne bir sokak”. “Müştak Efendi’yle arkadaşı Cavidan Bey’in şöyle bir gelip geçmelerine” tanık olunacaktır bu yeni sahnede. Arkadaşı Cavidan Bey’e Recep Efendi’nin kızıyla evleneceğini açıklayan Müştak Efendi, gerdek konusundaki tecrübesizliği dolayısıyla ondan yardım ister. Cavidan Bey “tecrübesine itimat buyrulması” ricasıyla arkadaşının yardım isteğini kabul eder. İt Hurşit, Madam Surpik’in pansiyon işlettiğini haber vermek için zaptiye amirliğindedir. Görev yaptığı bölgede randevuevi işletilmesine karşı olan Recep Efendi, bu durumdan hiç hoşlanmaz. İt Hurşit’i gönderdikten sonra ihbarın gereğini yapmak üzere sahneden ayrılır. Şarkı ve dans için sahneye giren Osmanlı erkekleri, “kadının yerinin evi olduğunu”, “efendisinin ve evin reisinin erkek olduğunu, gezip tozmanın, içki ve hovardalığın erkeklerin hakları olduğunu dile getirip seyircilere saadetler temenni ederek sahneden ayrılırlar. Anlatıcı, oyuna zarafet getiren Osmanlı erkeklerini beğenmiştir. Oyunun konusunun dağılmış olduğunu, toparlanmasının da mümkün olmadığını düşünmektedir. Bir sonraki sahnede Madam Surpik’in pansiyonunda olunacağını dile getirerek sahneden ayrılır. Cavidan Bey ve Müştak Efendi, belli ki Müştak Efendi’nin sorununu çözmek için Madam Surpik’in evindedirler. Madam Surpik Müştak Efendi’nin durumundaki “hassasiyeti” göz önünde bulundurarak kendisiyle ilgilenmesi için Şehnaz’ı görevlendirir. Evdeki kızları görünce yol yakınken dönmeyi düşünen, içkiden söz edilince iyiden iyiye telaşlanan, Şehnaz’ın odasına gideceğini öğrenince arkadaşı Cavidan Beyin de yanında gelmesini isteyen Müştak Efendi, hiçbir isteğinin olmayacağını anlayınca arkadaşından kendisini orada beklemesini isteyerek Şehnaz’ın odasına geçer. Görgü ve terbiye bakımından aralarında uçurum bulunan bir erkekle (Müştak Efendi) bir kadın (Şehnaz) bir randevu evi odasında baş başadır. Kendisine “hanım” diyen, “hanımefendi” diyen Müştak Efendi’nin zarafeti Şehnaz’ı etkiler. Fakat birdenbire içeri giren Madam Surpik, evin basıldığını söyleyerek muhabbetlerini yarıda keser. Gelen Zaptiye Amiri Recep Efendi’dir. Madam Surpik bulundukları yerin namuslu bir ev, kızların da namuslu kızlar olduğunu kanıtlamak için Müştak Efendi’nin varlığından yararlanmaya çalışınca, görünmemek için karyolanın arkasına saklanmış olan Müştak Efendi müstakbel kayınpederine yakalanır. Recep Efendi kadınları bırakıp onu azarlar. Müştak Efendi hariç, baskında yakalananların hepsini nezarete gönderir. Kadınlar bir ay, erkekler bir gece nezarette kalacaktır, Madam Surpik’in evi de mühürlenecektir. Şehnaz, diğer erkeklerin yaptıklarının hiçbirini yapmayan, kendisine “siz” diye hitap eden Müştak Efendi’ye âşık olmuştur. Kızlar gülüşseler de, o hiçbirine aldırmadan âşık olduğunu yüreklice dile getiren bir şarkı söyler. Oyunun gidişinden memnun olmayan ama müdüriyetin kesin emir vermesinden dolayı metin dışına çıkmayacak olan Anlatıcı, nezarethanedekilerin salıverildiğini, gidecek yerleri olmadığından hepsinin de İt Hurşit’in meyhanesinde çalışmaya başladığını söyler. İt Hurşit’in meyhanesinde çalışmaya başlamış olan kadınlar hâllerinden memnun değillerdir. Şanoda gönülsüzce şarkı söyleyen Şehnaz, Müştak Efendi’nin içeri girdiğini görünce sazı susturur ve koşarak yanına gider. Hapse düşmesine sebep olduğu düşüncesiyle kendisinden özür dilemeye gelmiş olan Müştak Efendi’den, kendisini “namuslu hanımların gittiği bir yere” götürmesini ister. Durumun hassasiyetini anlayan Madam Surpik genç âşıkları da alarak sahneden çıkar. Anlatıcı, oyunun 1914’ün en ünlü müzikholü olan Kristal’de süreceğini bildirir. Tam da kendisinin yeridir gidilen yer. Memnuniyet duymaktadır bundan. “Kristal!” seslenişiyle tabloyu başlatmak ister ama bir önceki sahneyi bitiren “ara perde” bir türlü açılmaz. Eğlenmek üzere Kristal’e gidenler, paraları çıkışmayınca kaçınılmaz olarak zaptiye amirliğine düşmüşlerdir. Recep Efendi kadınları bu defa da nezarete gönderir. Mıntıkasındaki bütün batakhane, şüpheli misafirhane, çalgılı meyhane, birahaneleri ebediyen kapatma kararını, Müştak Efendiye yazdırdığı bir fezlekeyle yürürlüğe koyar. Anlatıcı, “buraya kadar seyredilenlerin” bir “ön oyun” olduğunu söyleyerek “esas oyun”u başlatır. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamış olduğunu ve iki Alman gemisinin Çanakkale’ye sığınmış olduğunu duyurur. Altı gün sonra İstanbul’da olacaktır bu gemiler. Bütün İstanbullular harekete geçmiş, hazırlığa başlamıştır bile. Osmanlılara “iki gemi hediye eden Almanların” merasimlerle karşılanması, şehirce ağırlanması gerekmektedir. Bu gelişmeyi kendisini amirlerine gösterme fırsatı olarak gören Recep Efendi, “kıymetli” görevlerini arkadaşlarına okutur; “Nizam ve intizama dikkat edilecek”, “kaza eseri karakollara düşecek Almanlara nazik muamele edilecek” ve “..eğlence yerlerinin fiyatları yükseltmelerine müsaade edilmeyecek..” demektedir hükümetten gelen yazı. Bir telaş alır orada bulunanları. Karakola düşecek “Almanlara” ne ikram edileceğinden, onlarla hangi dilde konuşulacağına kadar çeşitli sorunlar dile getirilir. Halkın ne yapmakta olduğunu incelemek üzere sokağa çıkarlar. Bütün İstanbul kendini “Almanlara” uydurma telaşındadır. “İngiliz mürebbiyenin yerini Alman dadının alması”, “Rus salatasına Alman salatası denmesi”, “Tombul kadınların adının Alman bombası olması” konuşulur hâle gelmiştir. Sokağa çıktığında bu gelişmelerle karşılaşan Zaptiye Amiri, halka takdirlerini bildirmek üzere kürsüye çıktığında yeni bir resmi yazı ulaştırılır kendisine. “Mıntıkanızda kapatıldığı öğrenilen bütün işyerleri derhal açılacak”, “mıntıkanız dışına çıkardığınız bütün hanendelere, sazendelere, çengi ve rakkaselere ve de sair iş erbabına yeniden çalışma müsaadesi verilecek” demektedir gelen yazı; Zaptiye Amiri Recep Efendi’den de bütün bu konularla yakından ilgilenmesi istenmektedir. Görev bölgesindeki bütün uygulamalarına son vermek, hepsinde geri adım atmak zorunda kalan Recep Efendi, gelişmeleri tanrının kendisine oynadığı bir oyun olarak değerlendirir. Çıktığı yükseltiden başı önde iner. Almanların geldiğine sevinen koro, hazırlık yapma gereğinden söz eden bir şarkıyla birinci perdeyi bitirir. İkinci Bölüm, Zaptiye Amiri Recep Efendi’nin “Bu ne biçim vazife?” şarkısıyla başlar. Madam Surpik ve Şehnaz konuyu görüşmek üzere zaptiye amirliğine çağırılmıştır. “Almanları ağırlama vazifesi”, Zaptiye Amiri’ni “yosmalara” akıl danışmak zorunda bırakır. Gelişmelerden hoşlanmayan Şehnaz, ne olup bittiğini tam olarak anlayamasa da oynanan oyunun içinde yer almamayı, “defolup gitmeyi” tercih eder. Onun bu tutumundan etkilenen Recep Efendi de oyunu terk etme kararı alır. Anlatıcıyı çağırır. “Oyunu bağlama” görevini verip sahneyi terk eder. Anlatıcının “Koş, aç pansiyonunu. Kapısına da as bir tabela: Pansiyon Münih,” diye akıl vermesi üzerine Madam Surpik de çıkar sahneden. Anlatıcı oyunu dilediği gibi bağlayacakken Recep Efendi yeniden girer. “Nezarete gitmiş, canla başla çalışması hâlinde Zaptiye Başamiri olma ihtimalinin çok olduğunu” görmüştür. “Böyle bir fırsatı katır bile tepmez yahu,” diyerek yeniden görevine başlar. “Oğlu Müştak Efendi ile gizli bir konuşma yapması iktiza ettiğinden” Anlatıcıyı yeniden kovar. Anlatıcı, günün birinde Recep Efendi’den öç alma hırsına kapılarak sahneden çıkar. Recep Efendi oğlu Müştak’a yeni kararını açıklar: “Pera Zaptiye amiri tutmuş bir muallim, verdiriyormuş bütün esnafa Almanca ders. Herif alacak bin aferin, olacak Başamir. Buna razı gelecek miyiz Müştak, oğlumsun, söyle!” Zaptiye Başamiri olmak isteyen kayınpeder ve Almanca bilen damat dayanışması, onların da anında bir “Almanca ders” organize etmelerini sağlar. Müştak Efendi Madam Surpik’in randevu evinde (Pansiyon Münih’te) Almanca derslere başlamıştır. Şehnaz, diğer kızlardan uzak tutmak için, Müştak Efendi’yi “Almanca çalışmak” için kendi odasına götürür. Müştak Efendi’nin, amirinin kızıyla evleneceğini haber alan Şehnaz, gelin adayı konusunda Müştak Efendi’nin kafasını karıştırır: “Ya kaknemin, uyuzun, kokmuşun biriyse, ne yapacaksın? Ya düztabansa, ya dişlekse, ya kepçe kulaksa, ya şehla, ya salak, ya bastıbacaksa?” Müştak Efendi tam bu sözlerin etkisi altında bir şeyler söylemeye çalışırken Zaptiye Amiri girer odaya. Gördükleri karşısında öfkelense de cezalandırmayı düşünmez: “Siz devam edin şimdi Almanca çalışmaya. Elim mahkûm. Çünkü, yarın geliyor bu Almanlar. Ama gün gelecek ben de sizinle Osmanlıca çalışacağım!...” diyerek ayrılır gençlerin yanından. “Almanca dersi” o anda biter. “Şehnaz çıkarken sahne İstanbullular ve Alman tayfalarla dolar”. İstanbulluların “Almanlara” bir şeyler satma çabası içinde olduklarını görürüz. “Kalabalık sahneyi neşeyle boşaltırken” İt Hurşit’i kolundan tutan Madam Surpik, ona Şehnaz’ın durumundan yakınır: “Şehnaz hiç çalışmoor, kimseye yüz vermoor, odasına kapanmış oturoor”. Şehnaz’dan İt Hurşit de şikâyetçidir: “Beni de mahvetti. Gelmiyor, ötmüyor” diyerek açıklar derdini. Âşıkların kaynaşması hâlinde sorunun çözüleceğini düşünmektedir Madam Surpik. İt Hurşit’ten Müştak’a “biraz yırtıklık talim ettirmesini” ister, kendisi de Şehnaz’a biraz kibarlık öğretecektir. Görüşmenin hemen ardından, Madam Surpik’in Şehnaz’a “kibarlık öğretmeye” çalışmasına; İt Hurşit’in de Müştak’a “yırtıklık talim ettirmesine” tanık oluruz. İkisi de başarılı olamaz. Eğitimden sonuç alamayınca işlerine dönmek isterler ama “Almanlar” ortadan kaybolmuştur birden. Bütün şehir üzgündür. “Yaradan’ın başka bir misafir yollayacağı” tesellisiyle “neşelenirler”. Gazete satıcısı, Breslav ile Göben’in “çekip Osmanlı sancağını Hükümetin haberi yokken” Karadeniz deki Rus limanlarını “topa tuttuklarını” haber verir. İt Hurşit’in sorusu üzerine Koro bu gelişmenin anlamını açıklar: “Savaş! Savaş! Savaş!” “Üniformasındaki bazı alametleri” çoğaltmış olan Recep Efendi Zaptiye Başamiri olarak girer. Savaş başlamış, “şamata, curcuna, cümbüş, şenlik sona ermiş”, idare eski yosmalar için “ahlak mektebi” açmıştır. Başamir Recep Efendi sahnedeki yosmaların alınıp götürülmesi emrini verir. “Bir biz miyiz ahlaksız, bu koca şehirde?” diyen Sumru’yu kimse dinlemez. Kızlarla birlikte sahneye gelen Şehnaz, oynamayı sevdikleri, oyunbaz oldukları hâlde “Almanların” son oyunu karşısında çırak kaldıklarını anlatır. Ardından Osmanlı erkeklerine sorar: “Ey temiz ve semiz Osmanlı erkekleri bize göz açtırmazken bu oyuna nasıl geldiniz?” Kızlar sahnede toplanmışken ‘Ahlak Mektebi’ sahnesine geçilir. Müştak Efendi ilk dersine başlar ama kızlar onun dilinden hiçbir şey anlamazlar. Madam Surpik’in önerisi üzerine derse yalnızca Şehnaz devam eder. O öğrenecek diğerlerine öğretecektir. Teke tek ders başlar. Şehnaz, Madam Surpik’in öğrettiği gibi kibar olmaya çalışır ama başaramaz. “Seyran etmek” üzere Müştak’ı “elinden tutup dışarı çıkarır.” Galata Zaptiye Başamirliği’nde ise Başamir Recep Efendi, kendisini takiple görevlendirdiği İt Hurşit’ten Müştak hakkında bilgi almaktadır. İt Hurşit, Şehnaz’ın “Müştak efendiyi yemlediğine, oltayı da usul usul çekmeye başladığına” dair bilgi verir. Ardından da, yine Recep Efendi’nin isteği üzerine, Şehnaz’ı alıp oraya getirir. Yaptığı kısa sorgulamada kendisinden “Müştak’ı seviyorum” cevabını alan Recep Efendi Şehnaz’ı tehdit eder. “Öyle bir iş yap ki silsin seni defterinden. Eğer sildirtmezsen defterinden, bak, ne olur söyliyeyim…” diye başlayan bir tehdittir bu. Müştak’ı sürgüne göndermekten söz eder Recep Efendi. Müştak’ın mutlak ölümüyle sonuçlanacak bir sürgündür bu. Tehdidi ciddiye alan Şehnaz “süngüsü düşmüş” bir şekilde Recep Efendinin yanından ayrılır. “Kulağının içeride olması” emrini alan İt Hurşit de Recep Efendi’yle birlikte sahneyi terk eder. Teke tek ders bırakılmış, toplu derse geçilmiştir. Şehnaz, dersi neden dinlemediği sorusu üzerine, aklına hayatına giren erkeklerin geldiğinden söz eder. Her birini övgüyle, hayranlıkla, takdirle anmaya başlar. Onun bu tutumu karşısında sinirlenen Müştak, İt Hurşit’in “tarif ettiğinden daha çarpıcı bir tokat atar” Şehnaz’a. Şehnaz, düştüğü durumun sorumlusu olarak gördüğü Recep Efendi’ye kinlenir. Zaptiye Başamirliği’nde ise hükümetten gelen yeni bir yazıyla işler karışmıştır. Boğazları geçip “cenup cephesine” gitmek isteyen Avusturyalılar da “Almanlar” gibi ağırlanmak istemektedir ve siyasi bir skandal çıkmasın diye de ağırlanacaklardır. Recep Efendi, “o bilir ne yapacağını,” diyerek gelen yazının Müştak’a iletilmesini emreder. Ahlak mektebine geçilir. Şehnaz, ders öncesinde hocalarının taklidini yapan kızları azarlar. Müştak derse başlamadan önce öğrencilerine son yazıyla gelen haberi iletir. “İhtisasınız dâhilinde çalışmanıza da müsaade edilmiştir,” diyerek bitirir sözlerini. Fakat Şehnaz bu haberden hoşlanmamıştır. Kızların sözcülüğüne soyunarak oturup “dantela işleyeceklerini, yufka açacaklarını, fincan oyunu oynayacaklarını” söyler Müştak Efendi’ye. O çıkınca da “Bana bir fırsat tanıyın. Görülecek bir hesabım var. Lütfen!” diyerek gerçek niyetini açıklar kızlara. Koronun “Şu bizim Nemçeliler” valsiyle sokağa geçilir. Bütün İstanbul tabela değiştirmiş; etrafı “Viyana Şekercisi”, “Mavi Tuna Hamamı”, “Tirol İşkembecisi”, “Vals Dönercisi” gibi tabelalar doldurmuştur. Koro valsini bitirmek üzereyken Recep Efendi Müştak’tan kötü haberi alır. “Tam Müdür Muavini olma ihtimali” ortaya çıktığı sırada gerçekleşen bu gelişmeden hiç memnun kalmaz. “Bozgunculuk”, “isyankarlık” olarak nitelendirir kadınların çıkışını. Müdahale etmek üzere adamlarıyla birlikte sahneden çıkar. Uzun süredir ortalıkta görünmeyen Anlatıcı oyuna yeniden girer. Öç peşindedir. Öcünü nasıl alacağını bulduğunu söyleyip, “mutlaka bayılacaksınız” diyerek çıkar. Recep Efendi yanında çalışanlarla birlikte Ahlak Mektebi’ndedir. Kadınların direnişini kırmanın mümkün olmadığını anlayınca Şehnaz’ın baş başa görüşme isteğini kabul eder. Şehnaz, yeniden çalışmaya başlamak için Recep Efendi’ye kendileriyle bir gece geçirmesini şart koşar. Ertesi akşam için anlaşırlar. Tam bu sırada sahneye giren Müştak, müstakbel babasına ertesi günün Cuma olduğunu hatırlatarak, validesinin, “ziyarete gelip gelemeyeceğini sorduğunu” söyler. “Müdür muavini olabilmesinin” o akşama bağlı olduğunu düşünen Recep Efendi tereddütsüz reddeder gelen teklifi. Yanındakilerle birlikte çıkar. İt Hurşit’i kolundan yakalayan Şehnaz, iki altın karşılığında ona bir “gammazlık” görevi verir. Kızlar, Recep Efendinin katılacağı yemeğin hazırlığına geçer. Hazırlık bittiğinde ise Recep Efendi’nin ağırlanmasına geçilir. Misafire içkiler ikram edilir. Soyunup rahatlaması sağlanır. Kızlar gelir. Recep Efendi kızların dansıyla biraz daha gevşediğinde, Zaptiye Nazırı yanında İt Hurşit, Müştak, Sivil Memur, Ramazan ve Murteza ile içeri girer ve olanları bir süre paravanın ardından izler. Kendini eğlenceye kaptırmış olan Recep Efendi sazların susmasına bir anlam veremez. Hayatından memnuniyetini ifade ettiği bir sırada Zaptiye Nazırı’nın varlığını fark eder. Selama durmaya çalışır, beceremez. Zaptiye Nazırı, Recep Efendi’yi Recep Efendi’nin Müştak’ı azarlarken kurduğu cümlelere çok benzeyen cümlelerle azarlar. Sürülecek, sürgüne gönderilmeden önce de nezarette kalacaktır Recep Efendi. Zaptiye Nazırı rolünden çıkan Anlatıcı, öcünü almış olmanın mutluluğu ile oyunu bitirir. Madam Surpik, oyunun âşıklar kavuşmadan bitirilmiş olmasına müdahale etmeye yeltense de Şehnaz araya girerek onu engeller.

Bir Şehnaz Oyun esas itibariyle bir müzikaldir. Oyun içinde kullanılan şarkı ve danslar hikâye içinde kullanılan şarkı ve danslarla desteklenerek şarkı ve dansların oyuna kazandırdığı eğlendiricilik özelliği daha da artırılmış olur. Oyunda ele alınan hikâyede randevu evinin, meyhanenin bulunması bu bağlamda yazarın lehine bir durum yaratmaktadır. Gerek meyhanede, gerekse randevu evinde yaşanan eğlenceler, söylenen şarkılar, edilen danslar oyun için de birer şarkı ve dans sahnesi, giderek bir eğlence sahnesi olarak işlev görmektedir.

Özakman, tiyatroda "açık biçim" anlayışı doğrultusunda ilginç bir biçim denemesi de gerçekleştirmektedir. Oyunda, tuluat tiyatrosu, kantoyu da içeren müzikal ve klasik operet biçimleri sürekli olarak birbiriyle çatışır; belirli biçemleri sergileyerek öne çıkmak isteyen oyuncular arasında bir başka düzeyde güldürücü bir savaşım oluşur. Bu savaşım içinde, Özakman'ın başka oyunlarında da kullandığı bir güldürü ögesi, "anlatıcı" göreviyle sınırlandırılmış olup da oyunda önemli biri olarak sivrilmeye çalışan kişinin (eski operet şarkıcısı Baron Refik'in) çabaları öne çıkar. Adı üstünde, Bir Şehnaz Oyun'dur oynanan. Şehnaz "makamı" gibi , başka "makam"lardan alınmış türlü çeşitli örgelerden oluşur; renkli, yumuşak, masalsıdır. Bir Şehnaz Oyun çok eğlendiren az düşündüren bir çalışmadır.

Bilet Al

Fotoğraflar